football manager 2010
an itibarı ile izmirde iki genç 30 saat devamlı oynamaya bağlı titreme akabinde felç geçirmiştir. dikkatli olun.
ateist dilencinin sozleri
prolöter, ne muradın varsa versin.
evrimci dilencinin sozleri
doğal seleksiyon yar ve yardımcın olsun
hrant i anma etkinligine panzer yollayan provokator zihniyet
hrant i anma etkinliginde bile olası olay çıkarabilecek insanlara sahip ülkelerdeyseniz neden olmasın?
sinav salonuna jammer koymak
cep telefonu, mp3 çalar vs. aletler marifetiyle, teknolojik kopya çekebilirlik oranının yükselmesinin kat'i neticesidir.
mp3 ekranında orgutsel_davranis.mp3, asenkron_makina_yolverme.mp3 dosyalarını gören hocaların ve elektrikmakinalari.pls tarzı dosyaları oluşturan öğrencilere en büyük golü olur tahminimce.
hatta belki ilerleyen zamanlarda sinyalin kimden kime gittiği de görülür. kopya çekme teknikleri değişince haliyle yakalama teknikleri de değişecektir. takdir edersiniz ki bugün bile kameralı sınıflar var. neden elektronik sıralar, sınav gözetmen odası ve sınav kamera odası diye birimler olmasın ki?
hem mesela, siz tam kopya çekerken birden elektronik sıra açılsa ve kağıdı kapsa ne yapabilirsiniz ki?
daha da abartırlarsa cep telefonunu açık unutmayın anonsundan sonra, "sınıfımız teknik donanıma sahiptir, lütfen açık olan cep telefonlarını kapalı konuma getiriniz" anonsu bile duyabiliriz.
belki çalan bir cep telefonu yüzünden sınıfta mahsur kalabiliriz.
belki çalan bir cep telefonu yüzünden elektronik sıraların ayarı bozulup kolumuzu kaptırabiliriz.
hatta belki şirinleri bile görebiliriz.*
nail bulut
ege elektrik elektronik mühendisliği bölümüne es kaza okutman olarak alınmış. öğrencilerin gereksiz işlerle uğraşmasından harküladeni fevkinde zevk alan yarı insan yarı öküz, üniversite de adeta, dersinin önemsenmesini isteyen müzik hocası taklidi yapıyor.
adama verilen 1 kredi zannediyor ki sınıf geçirtecek, ehh;
<bkz: salak işte>
furuat
birincil derecede öneme sahip olmayan\olmamak.
far away
cins-i parfümiyye den bir zevat
ruhat mengi
televizyonda yer almaması gereken füruattan biri dahadır kendisi sadece; yapılacak birşey yoktur, elden birşey gelmez. hemen size bir hikaye anlatayım konu ile ilgili.
din alimi diye çıkarttığı insana programdan önce nurcuları kötüle demişler, sonra programda adam da sanıyor ki öyle konular geçecek, diyanet eski ikinci bilmem neymiş, programda açılım konuşuluyor söz adama geliyor, kendisini değil de hem önündeki hem de tv karşısındaki dindarları mal etmek için; konuk adam, durup dururken başlıyor ben cemaat kafasına karşıyım, hele bu nurcular yok mu, işte ne risaleler kalıyor, ne said nursi kalıyor veriyor odunu veriyor; sonra soruya cevap verin deyince ruhat denen zevat, adam ister istemez bağlıyor; "heppp bunlar yüzündenn" diye. bizde böylece açılımı anlamış oluyoruz.
ve daha onlarcası;
yani kısacası uğur dündar falan su mu dökemez elceğizine ruhat kızımızın, kendisi laik, atatürkçü, sosyal, mevzuu dinse militer, mevzuu dindarsa otoriter, konu chp ye gelince totaliter oluverir birden bire hemde en kralından...
alman ernst
adam da haksız deil hani, diğerleri o kadar kötü oynuyor ki ister istemez milletin aklından geçen "belli bu kel bunlardan değil de nerden acaba?" sorusunu cevaplıyor ister istemez.
mavi kosk
kaçakçının köşkü olarak da biliniyor, kıbrısta güzelyurt taraflarında bir yerde, hilarion kalesinin yolu üzerinde ki gitmenizi tavsiye ederim. zamanın ünlü bir silah kaçakçının evi, zamanına göre ultra lüks ve hala içinde ne işe yaradığı bilinmeyen geçitler, yollar olabilecek kadar grift. adam ölüm korkusundan yapılabilecek her türlü önlemi almış. 1974 de çıkarmadan sonra kaçmış ancak 1-2 sene evveline kadar evin bakımı için para yollatıp bazı şeyler yaptırıyormuş hala.
şu an tsk'nın kontrolünde, turistik bir yer ve gezerken size rehberlik ediyorlar. ancak anneniz ya da kardeşiniz başörtülü ise içeri giremiyorsunuz kontrol noktasından, şanlı ordumuzun neferleri onu besleyen insanları içeri almıyorlar başlarında örtü için, iyilik olsun diye de çenenizin altından fiyonklu miyonklu birşeyler yapın belki o zaman alırız diyorlar, sizde siktiri basıyorsunuz haliyle. yani ulaşmak için bursa-istanbul; istanbul-lefkoşa; lefkoşa- güzelyurt toplamında 15 saat yüzlerde kilometre harcamışsınız, araçtaki her erkek askerliğini yapmış, bugüne kadar hiç vergi kaçırmamış vs vs. giremiyorsunuz işte hemde ailenizden birileri kıbrıs çıkarmasında askerken, oralarda ölenleri, kalanları, inilenleri, gelinenleri çok iyi bilirken.
daha garibi en yakın soyunuzun aldığı şu an hayatta olan yakınlarınızın görev yaptığı türkiye cumhuriyeti diye anılan yere giremeyip, 700-800 yıllarında luzinyanların yaptığı yerlere başı kapalı/ bağrı açık/ kıçı açık/ normal açık ayrımı yapılmaksızın 2 tl karşılığında girebiliyor olmanız.
garip bir durum, neyse sanırım bu kadar bu konu yeter ancak hatırlatayım dedim yoksa kapıdan dönüyorsunuz büyük ümitlerle gidip. aşağıdaki bilgiler " www.kibrisdatatile.com " sitesinden alınmıştır. okumanızda fayda var sadece köşkün bilgilerinin bir kısmı.
"
girne - güzelyurt dağ yolu üzerinde orta doğu teknik üniversitesi yakınlarındaki çamlıbel köyü’nde, 1956 tarihli mavi köşk, makarios’un avukatı ve orta doğu’nun en büyük silah tüccarı italyan asıllı rum olan pablo pavilides’in evi. 1974 kıbrıs çıkartmasından sonra, bir kaçış tüneli de bulunan bu köşkten kaçmıştı. geçmiş yıllara kadar bile mobilyalarının bakımı için köşke para gönderdiği söyleniyor.
rum makaryos’un avukatının donemin şartlarında muhteşem bir mimariyle yaptırdığı ve dışarıdan hiç kimsenin göremediği ama içeriden her yerin göründüğü bir köşk, mavi köşk. burası köşkün havuzutürk askerinin elinde bir ibret müzesi olarak ziyaretçilere açıktır. askeri personel tarafından gezdirilirken bazıları şeytanın aklına dahi gelmeyecek sıradışı hikayelerle anlatılan mekan zamanın şartlarına göre oldukça lüks. içerisindeki eşyalar, değerli tablolar, aksesuarlar, perdeler, banyo ve tuvalet dekorasyonları, bahçesindeki havuz, içerisinden devir-daimli olarak şarap akan mimari olarak estetik musluk, roma medeniyetinin etkilerini taşıyan havuzlar, o zamanın şartlarında bütün odalarının klimalı oluşu, gizli dehlizler, gizli kasalar, köşkün içerisindeki açıklanamayan sırlar köşk şimdilerde sıradan bir ev havasında olarak gözümüze çarpsa da insanı etkilemekte.
köşkün hemen önünde zamanın şartlarında muhteşem sayılabilecek bir havuzu var.
köşkün bahçesinin en son noktasından manzara. bu noktadan ilerideki bütün boğaz ve dağlar görünüyor. buradan bütün alanı kontrol edebilen köşkün sahibinin silahları denize açılan bu boğazdan kaçırdığı söyleniyor.
mavi köşkün bahçesinden bir görüntü; buradan gelen gemiler kontrol ediliyormuş zamanında,
kilit nokta ise şu: köşk bu fotoğrafta görünen dağların tepe noktaları bile dahil hiçbir noktadan görünmüyor. köşkün sahibi çok yakın bir arkadaşı olan bir mimara bu köşkü yaptırdıktan sonra köşkün yerinin kimseler tarafından bilinmemesi için mimarı öldürtüyor.
bu fotoğrafı çekildiği noktanın tam bir kat altında güvenlik noktası (mevzi) bulunuyor. zamanında burada bulunan rum askerleri alanda olan bitenleri kontrol ediyorlar. kıbrıs barış harekatı başlayınca köşkün sahibi burayı terkediyor. burayı ele geçirebilmek için bölgenin ve köşkün bilinmeyişi nedeniyle birçok askerimiz şehit düşüyor.
köşkün içerisinde fotoğraf çekmek yasak. o yüzden köşkün her bölümünün fotoğrafları yok elimizde, bu fotoğrafların tümünüde internette kısa bir arama sonucu buldum.
köşk sahibinin oturma odasındaki bütün eşyalar orjinal.
mavi köşk iki katlı. içerisinde gizli dehlizlerin olduğu; tam olarak ne işe yaradıkları bilinmediği için bazı bölümlerin müzede sergilenmediği söyleniyor. sözgelimi, köşk sahibinin yatağının hemen baş ucunda gizli bir kapak var. ama tam olarak ne olduğu anlaşılamamış.
bu da salondaki içerisinin süt ile doldurulup banyo yapıldığı iddia edilen ufak havuzu. hatta askeri personel tarafından dönemin ünlü yıldızlarından sophia loren‘in de bir gece bu köşkte misafir kaldığı ve burada banyo yaptığı söyleniyor.
köşk büyük bir ihtişamla süslenmiş; bir sürü oda var. köşkün içerisinde dikkat çeken kırmızı, mavi, sarı olmak üzere üç farklı oda daha var. kırmızı oda mafya görüşmeleri için gelen arkadaşlarıyla toplantı yaptığı oda, mavi olağan misafirlerini ağırladığı oda, sarı oda ise misafir çocukların odası. alt kattaki şömineli yemek odasındaki masalar ve sandalyeler ise dikkat çekici. her masa ve sandalye kırmızı, mavi ve sarı olarak boyanmış. nedeni ise kalan misafirlerin kaldıkları odanın rengi olan masalardan başka masaya oturmalarına izin verilmemesi; dolayısıyla herhangi bir kalabalık durumunda evin içerisindeki düzeni ve asayişi sağlayabilmek olarak anlatılıyor.
köşkte görülmesi gereken birkaç önemli detay, dinlenmesi gereken birkaç önemli hikaye daha var. ama genel olarak düşündüğümüzde o zamanın şartları göz önünde bulundurulsa mavi köşk bir ibret müzesi olarak günümüzde yerini alıyor.
odanın duvarlarında sevdiği kişilerin burçlarını simgeleyen semboller var. örneğin duvarın birinde boğa sembolü var. bu arada kendisi de kova burcuymuş.
ayrıca avukat olan pavilides mahkemede savunma yapmaya hazırlanırken kullandığı resimde görünen amfi biçimindeki bölümde ilginç bir durum var. buradatam ortada bulunan siyah bir mermer taşının üzerinde durulup köşke doğru konuştuğunuzda kulaklarınızda sesinizin yankısını duyuyorsunuz, pavilides bu sayede mahkeme heyetini etkilemek için konuşmasını nasıl yapacağını ses tonunu dinliyordu.
giriş katında şömineli bir yemek odası var. şöminenin hemen sağı bahçeye açılıyor. mekan zamanın şartlarına göre oldukça lüks bir biçimde döşenmiş. oda içindeki aksesuarlardan tutun perdelere kadar hiçbir ayrıntı ihmal edilmemiş.
köşk sahibinin yatak odasında gizli bir geçite giden bir bölüm olduğu söyleniyor. yetkililerden aldığımız bilgiye göre geçitin tam olarak nereye vardığı belirlenememiş; bu yüzden yatağın hemen arkasında bulunan bu kapağın gizli bir mahzene açıldığı ihtimalide göz önünde bulunduruluyor. bu kapağın bir silah kaçakçısı olan pavilides’in ölüm korkusuyla yaşadığının bir göstergesi olduğu söyleniyor.
köşkte misafirler için ayrılmış bir çok oda var, perdeler köşkün bütün odalarında değişik desenlerle mevcut. bu perdelerin özelliği ses yalıtımını sağlaması. yetkililerin anlattığına göre köşkün bahçesinde müzikli toplantılar, partiler verildiği zaman sesin odalara ulaşması bu perdeler sayesinde mümkün olmuyormuş. ayrıca duvarlarda değerli tablolar gözükmekte.
köşkün içinde birde içki salonu var. duvarlarındada değişik aksesuarlar bulunmakta. örneğin, köşk sahibinin yakın dostlarının burçlarını temsil ettiği yetkililer tarafından bizlere söylenen bazı demirden objeler mevcut. bardaki seramiklerin hepsinin orjinal olduğu söyleniyor.
koltuklar, dönemin şartlarına göre oldukça lüks ve kaliteli sayılacak cinsten; ama zaman içinde eskimiş gibi görünüyor. tavana baktığınızda döşeli bir soğutma sisteminin kurulu olduğunu göreceksiniz. bu sistem köşkün bütününe sağlanmış durumda.
köşkün bütününde birçok değerli tabloyu, köşk sahibi pavilides’in ve yakınlarının çalışmalarının duvarlara asılı olduğunu görebilirsiniz. köşkün üst katında balkona çıkan yemek salonunun duvarında asılı olan meryem ana’nın kucağında hz.isa’yı taşıdığı bir resim vardır.
köşkte ufak bir heykel bulunuyor. ama özelliği itibariyle önemli bir görev üstleniyor. bu heykelcik her durumda dengede kalabildiği için yıkılmıyor. yetkililer, bu heykelciğin olası bir deprem anında bütün köşk ahalisini uyarmak için kullanıldığını söylüyor.
bu da köşk sahibi pavilides’in köşkte asılı olan kendi fotoğrafı. oldukça lüks bir hayat sürdüğü fotoğrafından da anlaşılmakta.
ayrıca kaçakcının çalışma odasında bulunan masası ceylan derisinden yapılmış olup çalışma koltuğu ise insanı rahatsız edecek bir şekilde yaptırılmıştır. bir oturuşta gece geç saatlere kadar çalışabilmekteymiş.
bu odada bulunan perdeyi açtığınız zamansa havuzun sesi gelmekte kapattığınız zamansa sanki orda olan camı kapatmış gibi ses kesilmekte buda çok büyüleyici. kırmızı odada ise kaçakçının masasının duvar kenarında olması ve toplantıları burdan yönetme sebebiyse arkasından gelecek olan bir saldırıya maruz kalmamaktır.
aslanlı fotografta şarap sürekli devir daim oluyor ve aslanın ağzından akıyormuş.
köşte birde dilek havuzu var burada arkalarını dönüp dilek tutarak bozuk parayı sol omzundan aşağıya doğru bırakırlarmış havuzun içine düştüğünde eğer tura gelirse dileklerinin kabul olacağına inanırlarmış.
evin heryerinde bu günah çıkartma yerlerinden var fakat bu en büyük günah çıkartma yeri köşkün dışında mevcut.
mavi köşk dünyada eşine az rastlanır belkide tek örnek bi yerdir. bu ünlü avukat ve silah kaçakçısı hala ortadoğu’nun en büyük silah kaçakçısı. bu kaçakçının 13′e özel bir ilgisi var. evdeki havuz da 13 musluk var evde 13 oda, evin şeklinin yada bahçesinin tam hatırlayamıyorum 13 şeklinde olması ve buna benzer bir çok şey 13 rakımı çevresinde odaklanmış.
görevliler tarafından anlatılan bilgiye göre havuza doğru bakan balkondan elma atarmış ve o attığı elmayı kim götürürse o gece onunla beraber olurmuş. yatak odasında 2 pencere var bunların biri güneşin doğuşunu diğeri ise batışını görebilecek şekilde inşaa ettirmiş. evde çok sayıda günay çıkarma köşesi bulunuyor ve bu köşelerin birinde bulunan bir ayna 9 boyutlu günah çıkarma sırasında arkasını göremeyen pavilides bu ayna sayesinde odanın tamamını ve arkasından gelebilecek tehlikeleri görebiliyormuş. ölüm korkusu çok hat safhadaymış.
mavi köşk saat 09:00 - 18:00 saatleri arasında ziyarete açıktır. sadece pazartesi günleri bakım nedeniyle kapalı tutulmaktadır.
"
orta actim sahitlerim var
sabri sarıoğlunun transfer olmak istediği takımın gen el menajerine söylediği yalan.
-abi walla açtım, herkes oradaydı, hakan abi vardı fatih terim vardı, herkes herkes gördü, ben açtım ben ben.
+eee noldu sona?
-hakan abi ıska geçti neymiş 1.90 lık adama 4 metreden orta mı açılırmış?
kucuk hakan i hakan sukur un cinsel uzvu sanmak
zamanında sıkça söylenen, soyisim yerine, büyük; küçük gibi sıfatlar takmanın bünyede oluşturabileceği enteresan durum.
yani tamam bir yerde doğru hakan ünsal, hakan şükür ün pipisi bile olamaz lakin bunu bu şekilde ifade etmek de yanlış tabi.
motora yol vermek
meslek yüksek okullarında öğrencilere öğretilen en önemli bilgilerdendir. motorun çalıştırılması, bağlanma şekilleri ayrıntılı şekilde irdelenir.
ayrıca argoda da, ayrılmak, ya da cinsel birleşme anlamında da kullanılabilir.
urunlerin fiyatini sari kartonlara yazip dukkan camina asmak
yurdum süpermarketlerinin bir türlü vazgeçemediği bakkal alışkanlığı. efendim alırlar sarı sarı kartonları üstüne farklı puntolara sahip harflerden bir kelime oluşturup daha sonra onu cama bantlarlar. maksat şudur ki gelip geçen görsün, dikkatini çeker belki de gelir alır. tabi ürünün üstüne birde indirim, şok falan yazarlar ama ne indirim ne şok yoktur. ortada sarı kağıtlardan başka bir yoktur aslında.
zira yoğurt zaten 10 aydır kağıtta yazdığı gibi 5 tl dir. ne bileyim peçete hep 50 krş dir falan filan. yapmaya çalıştıkları şey sanırım anlık bir şaşkınlık yaratıp müşteriye cidden olay varmış gibi göstermek. yani kemeraltında 5 ytl ye orjinal forma satanlarla aynı mantıktan hareket ediyorlar sanırım.
bakan önce, ya yoğurt 5 lira olmuş lan eve de lazımdı koşup bi alıveriyim yarın zam mam gelir mantığı ile yaklaşır diye mi düşünüyorlar anlamıyorum ki.
lozan antlasmasi
insanların ne kadar da orta okul tarihiyle, "almanlar yenilince biz de yenildik" kafasıyla düşündüklerinin göstergesidir.
"padişahın öldürülmemesi şartı ile (!) toprakların sikine takılmaması" ibaresi tarih kitaplarında da yazmaz ancak elden ne gelir ki önyargıları kıramıyoruz. hangi osmanlı padişahı vardır ki canı karşılığında ülkesine halel getirmeyi kabul etsin. yapmayın çocuklar, yapmayın burda size bir alıntı yapmak için google ile ciddi savaşlar verdim. ancak tam metni bulamadım. o yüzden geçeceğim. ama yüzyıllardır sikine takmayan, ya da yüzyıllardır boğazların kontrolünü sağlayamayan osmanlı denmiş ki, eyvah dedim bu noktada.
önce iki üç bakınız ile hatırlatma yapayım,
<bkz: ıı. abdülhamit>
<bkz: theodor herzl>
<bkz: pax ottomana>
"düşünüyorum. üç kıtaya yayılmış koskoca bir cihangirlik, on yılda bir avuç toprak haline geldi. vebali kimin?.. kimin olduğunu bulsak ne işe yarar, vatan elden gittikten sonra..."
"bu topraklar kanla alındı. kanla verilir."
madem bu adamlar sikine hiçbirşeyi takmıyordu, o zaman niye böyle iç hesaplaşmaları hatıratlarına koydular, ya da teodor herzl niye topkapıdan kovuldu?
bu insanlar 200 yıl bırakın boğazları, fasa kadar uzanan akdenizi kontrol ettiler. ve bu lafızları kendileri uydurmadılar. mutlaka ki her devletin içinde olduğu gibi osmanlının içinde de muhbir, casus vs... mevcut idi ki bunun büyük bir kısmını devlet-i aliyye'yi ele geçirmeye çalışan yarım kafalı ittihatçılar oluşturuyordu.
yine aynı yoldan gidersek; son padişah vahdettin, niçin atatürk'ü anadoluya yolladı. atatürk'ün içinde bulunduğu çevreyi, onun ittihatçı yapısını padişahın bilmediğini düşünüp atatürk'ün sırf isyanlar bastırılsın diye yollanmasına da inanıyorsanız yapacak birşey yok. ancak tezimi savunmak için şöyle bir örnek vereyim.
biliyorsunuz atatürk'ün emrine giren ilk insan kazım karabekirdir. kazım karabekir o an itibarı ile doğu orduları komutanıdır ki bugünkü rütbesi orgeneraldir. atatürk ise o gün için daha, sonu "generel" olan bir rütbeye sahip değildir. gerekli yerlerden emirler, desteklemeler gelmese; telkinler edilmese, bir orgeneral bir binbaşının emrine girer miydi? pekala zaten savaşacak güç kendisinin elindeydi, halkı kendi etrafında da toplayabilirdi. niye padişahın, kendisini bastırmak(?) için yolladığı bir müfettişin emrine girsin ki.
ama ne olur burda rica ediyorum. burda bana cevap niteliğinde birşey yazacaksanız, "ama atatürk sonra askerlikten istifa etti bıt bıt bıt istanbul onu geri çağırdı pıt pıt" o zaman size kemal kara'nın lise 1 tarih kitabını öneriyorum. onda hala osmanlıların almanlar kaybetti diye yenildiği yazıyor, okuyun ve içinizi masallarınızla rahatlatın.
şimdi lozana gelirsek,
-boğazlardan itilaf devletleri taviz vermemiştir.(?) e savaşı biz kazanmıştık. niye başşehrimizi alacak kadar bile imtiyaz sağlayamıyoruz. italyanın, fransanın bundan sonra savaşamayacağı bariz. abd zaten denge politikası güdüyor. musul-kerkük'den de taviz vermemiş bu itilaf devletleri ki ingiltere demek bir nevi bu itilaf devletleri, giden yanlız musul-kerkük olmamış, daha önce kaybedilmiş olan mısırdan, gaziantep sınırına kadar koca bir ortadoğu elden çıkmıştır. ve osmanlının tarihindeki en büyük toprak kaybına neden olan anlaşma karlofça ya da küçük kaynarca olmamıştır. görüldüğü üzere "kazandığımız bir savaşın" akabinde ki bir anlaşmadır devrin en büyük gücünü kayıtsız verdiğimiz anlaşma.
halkımızın, osmanlının devamı olmadığını söylemişler birde bazı arkadaşlar; madem osmanlının devamı değiliz, neden atatürk geldi, kendi isteği ile osmanlının borçlarını üstüne aldı 1940 küsürlere kadar bu borçları, kendisinin devamı olmadığını iddia ettiğiniz bir millete ödetti? çok saçma değil mi?
osmanlı boğazların kontrolü sağlayamamış var iddialar arasında, çok komik...
tekrar
<bkz: pax ottomana>
osmanlının satılmışlığından bahsedilmiştir, satılmışlık vardır ancak hiçbir osmanlı padişahı ve osmanlının yüzlerce sadrazamından neredeyse hiçbiri ülkeyi bölecek, parçalayacak, peşkeş çekecek birşey yapmamıştır. bunu yapanları tarihte açıkça görmüştür ki, her zaman orduyu, halkı kışkırtarak diğer güç odaklarından taviz alarak ülkede yönetime geçeceğini düşünen boş kafalı, fransız özentisi, alman takıntılı "paşalar" dır. daha da ötesi değildir.
ayrıca bu ülkenin kurtuluş savaşı sonrasında da savaşacak taakati vardır korkmayın. o ordu ki son ferdi ölene dek savaşacaktı. ta ki yine ingiliz oyunu ile, şeyh saite binlerce askerini feda etti, zira şeyh said'in elindeki kuvvet 6000 kişi civarı idi. ertelemeyi fırsat gören, ismet paşa ve ekibi böyle tongalar olacağını düşünememiştir.
sonuçta lozanda, 3 cephede dünya devlerini göğsündeki imanla, elindeki martini(ki bu bir tüfek çeşididir) ile bir de sınırlı sayıdaki makinalı tüfeği ile cephane ve asker bakımından abad olmuş devletleri dize getirmiştir.
imzalanan anlaşma kazanılan zaferlere göre 10 üzerinden 3 tür. daha fazlası değil.
goz
insanın herşeyidir çoğu zaman;
doğarsınız;
hakkınızda diğerlerinin edinebileceği fikirlerin hepsi onun sinyallerinden ibarettir. damlalar vardır bazen de ışıltılar. sadece bu ikisiyle bile yaşamınız için gerekli olanları anlatabilir diğerlerine.
büyüyorsunuzdur;
babanız, anneniz, öğretmeniniz onlardan anlayabilirler ne düşündüğünüzü, nasıl olduğunuzu.ağzınızda yardımcı olur bazen ama düşünün hep konuya gözleriniz girmez mi en başta?
hala büyüyorsunuzdur;
etrafınızdaki herşeyi size tanıtmıştır artık, ancak hala bitmemiştir yorgun gözlerinizin görevi. artık herşeyi yapabiliyorsunuzdur belki, ancak onlar hala içinizdeki en büyük irlandalıdır. ne yaparsanız yapın onları ancak kaçırabilirsiniz, yoksa onlar hep gerçeği biliyorlardır. sizi belki de sizden çok tanıyorlardır.
büyümüşsünüzdür;
artık onları okumayı öğrenmişsinizdir. kendinizle konuşurken onlara bakarsınız önce aynada. ışıkları yavaş yavaş azalmışlardır. suratınızdaki çizgilerden önce gözlerinize bakarsınız onlar ne durumda diye.
yani herşekilde onlardır aynanız çoğu zaman. gözler kalbin aynasıdır der ya bir şarkı, aynen öyledir aslına bakarsanız.
onlara yalan söyletemezsiniz, isteklerinizi gizleyemezsiniz ve en önemlisi kapatamazsınız. sadece kaçırabilirsiniz ama saklayamazsınız. onları kapattığınızda ise zaten kalbiniz buna dayanamayıp, herşeyi kapatır.
bilin ki, onlarsız yapamazsınız.
spitneybears
boş, çok çok boş.
üniversite kapısında edebiyat fakültesinde okuyan abilerinden ilk duyuşta hayran olduğu fikirleriylen daha öncelerinin tekrarı niteliğinde devam ediyor yazın hayatına.
çok kalıplara bağlı, çok sıradan cümleler kuruyor. farklı olmaya çalışan tekdüze kalabalıktan biri sadece sanırım.
griftliği, üstüne düşünülebilirliği bırakın herhangi bir konuya yazdığı şeyi tahmin etmek çok güç değil. birşeyleri itin götüne sokarsa onların cidden itin götünde olduğunu düşünüyor.
basmakalıp, sıradan, sabit, anlayacağınız türevi sıfır.
uyusturucu kullaniminin yasak dinin serbest olmasi
trabzonsporun uefa'ya gitmesi, yağmurun gökten yağması.
daha yakın bir benzetme yok sanırım.
secici gecirgen
günümüz kızlarının belki de tek genel geçer özelliği.
hani diyorlar ya hep, işte yakışıklı çocuk aynı şeye bakınca pas veriyor oluyor, ama masum köylü bakınca hoop "abazan" oluyor.
işte tam olarak bu özelliğinden kaynaklanıyor kızlarımızın bu tutumları. yoksa pekala tipsiz bir adamda duygusallaşabilir. tersi gibi karizmatik birininde aklı sürekli cinsi münasebetlerde kalakalmaış olabilir.
yani şu kolay verir bu zor verir tarzı başlıklardan sıkılmıştım ancak gördüm, kontrollü deney uygulattım, farklı deneklerde aynı olayı tekrarladım ve sonucu not ettim.
ve teorimi sizlerle paylaştım;
kadınlar seçici geçirgendir. istediğine izin verir istediğine vermez.
bundan tamamen bağımsız olarak, bazı maddeler hücreye zorla girmek ister, o maddenin hayvanlığı.
